İnşaat Tedarik Dergisi

İnşaat – Yatırım – Proje – Ulaştırma – Mimarlık – Enerji – Maden

İnsan Davranışlarının Şantiyelerde Keşfi

Vedat ÖZKAN

İnşaat Kuruluşları ve Şantiyelerde Davranış Kültürü

İnsanın duygu ve düşüncelerine yönelik yeni bir özellik keşfedilmediği sürece ya da insanı kökten etkileyecek ve değişime uğratacak bir gereksinim ortaya çıkmadıkça, yeni bir yönetim yaklaşımından söz etmemiz pek olası değildir.

Bu nedenle var olan yönetme biçimlerini anlatmaya başladığımızda, bunun sonucunun nereye bağlanacağı genellikle bilinmekte ve anlatırken kullanacağımız süslü veya bilgi yüklü kelimelerin neredeyse önemi yoktur.

İş dünyasında işletmelere düzen ve yönetim alanında sunulan çözümler, insan algısının ortalaması alınarak ortaya konulur. İşin ilginç yanlarından biri ise, öneride bulunan kişilerin birçoğunun o iş kolunda deneyimlerinin olmamasıdır.

Nitekim 1987 yılında piyasaya çıkarılan ISO 9000 bunun en çarpıcı ve en popüler örneklerinden biridir. Keller Easterling ISO 9000’e gösterilen ilginin ve yoğun gönüllü kabulünün, bu standardın içeriksizliğine bağlı olabileceğini belirtmiştir.

İşte tam bu noktada insana ait duygu ve düşüncelerin hangi iş kolunda hangi algı ve tepkiyi gösterdiğinin bilinmesi gerekir.

Şantiyeler geçici işletmeler olarak bunun en ilginç örneklerinden biri olup, yerleşik düzen anlayışıyla yönetilemeyecek kadar çok çeşitliliği ve algıyı bünyelerinde barındırlar.

Bu yazıda, tamamen şantiyelere özgü ortaya çıkan insan davranışlarının bazı durumlarını; uzun yıllara yayılmış veri ve gözlemlere dayalı, okuyucuya aktarmaya çalışacağız…

Sıklık Derecesi

Durağan bir noktada bulunan ya da uçak, otobüs, gemi gibi hareketli işyerlerinde yaşanan sorun ve engellerin sıklık derecesi; şantiyelere oranla çok daha seyrek bir yol izler.

Varsayımsal olarak bir kişi çalıştığı fabrikadan emekli olana kadar geçirdiği 25 yıllık sürede yaşadığı ruhsal gerilimler, şantiyelerde en fazla birkaç yıla sığar ve bazen de çok daha kısa zaman dilimini kapsar. Kısaca, ruhsal gerilimler bir amaç veya hedefe ulaşmak için tüketilecek zamanla son drece bağlantılıdır. 

Ayrıca şantiyelerin imalat süresi ve olayların sıklık derecesi göz önüne alındığında, kişi konumlarının en hızlı yükseldiği işletmelerin başında yine şantiyeler gelir.

Deneyimsiz ve çaylak olarak nitelendirebileceğimiz bir kişi, en fazla birkaç yıl sürebilecek bir inşaat projesini yönetici olarak tamamlayabilmektedir.

Başlıca bu nedenlerden dolayı, şantiye çalışanlarına karşı ortaya konacak yönetim tarzı daha esnek ve daha özgün olmak zorundadır… Aksi durumlarda ortaya çıkacak her türlü tepki; en başta etik değerlerin konusunu oluşturacaktır. Zaman zaman ahlâk kuralları da şiddetli bir biçimde bu duruma dahil olabilecektir.

Şantiyelerde yaşanacak ruhsal gerilimlerin sıklık derecesi artmaya başladığında; yönetim tarzı da değişmek zorundadır.

Örneğin olağan dönemlerdeki yönetim tarzını şantiyelerin açılış dönemlerinde de uygulamaya kalkışırsanız, büyük olasılıkla açılış telaşı nedeniyle gerginlik yaşayan çalışanlardan verim alamazsınız… Bu durumun aynısı, işlerin sıkışık olduğu ve yoğun çalışma gerektiren dönemlerde de geçerlidir.

Terazinin İki Yönü

İnsan davranışlarını etkileyen bir diğer konu ise, emir-komuta zinciri içerisinde inşaat kuruluşunun merkez ofisinden şantiyeye doğru ve şantiye içerisindeki yapılanmada da kimin kime bağlı çalışacağı durumu karşısında; terazinin her zaman iyi yönü olacağıdır.

Burada ortaya çıkacak algı ve beklentileri belirleyecek en önemli bileşenlerin başında; maaş, yaşam seviyesi ya da biçimi ve buyrukta bulunan kişiye tanınan sosyal olanaklar gelmekte ve bu alandaki gözlemlerin de neredeyse tamamı aynı sonuca işaret etmektedir.

Örneğin yurtdışı maaşı ödediğiniz bir kişiyi, yurtiçi maaşı alan bir kişiye belirli konularda yönetimsel olarak bağladığınızda; kendi yönetim tarzınızda ve görüşlerinizde değişiklik yapmak zorundasınız. Yöneticilerin bu alanda ortaya koyacakları yaklaşımlar sorunların şiddetini de belirleyecektir…

Böyle durumlara öneride bulunmak hem hassaslık içerir hem de karar verici yöneticileri yanıltma olasılığı vardır. Kuruluş içi kültürel değerler ve inşaat kuruluşunun sıygısı, bunun en işlevsel çözüm yolunu belirleyecektir. 

İşveren ve Özgürlük

İnşaat kuruluşlarının işverenleri merkez ofislerde otoriter davranışlar sergileyebilir ve bazı kişiler; bu işverenlerin yüzünün hiç gülmediğinden söz edebilir. Ama aynı işveren şantiyeye gittiğinde; bir yandan esip gürlese bile, diğer yandan da işçi ve çalışanlarla oturup çay içer ve hatta onlarla şakalaşıp sohbet eder ve bunların örnekleri sayısız denecek kadar çoktur.

Burada işveren veya üst düzey yöneticinin sergilediği bir gerçeklik vardır. Şantiyeler merkez ofisler gibi kapalı alanlar değildir. Şantiyeler özgürlük alanı ve bir kişinin konumu ne olursa olsun, insanlar çoğu zaman çevre koşullarına uygun davranışlar sergiler.

Merkez ofislerin kurmay kadroları da, bu özgürlük hissi nedeniyle şantiye ziyaretlerinden mutluluk duyarlar.

Doğada yaşamakla şantiyede çalışmak insan ömrünü uzatıyor olmalıdır! Bu aslında bir dilek. Nitekim hayvanat bahçesindeki canlıların daha sinirli ve hırçın olmaları, şantiyelerdeki gibi özgürlük hissiyle son derece ilişkili olduğu bilinmelidir.

Ten Rengi ve Dolunay

Şantiye deneyimlerimi, araştırmalarımı, gözlemlerimi ve bazı biyolojik ve sosyal gerçekleri göz önüne alacak olursak; uzun yıllar boyunca şantiyelerde çalışan kişilerin ten renklerinde değişim yaşandığının bir varsayım olarak öngörülmesi gerektiğini düşünmekteyim.

Bu öngörünün gerçekliği durumu, kişilerin şantiyelerdeki deneyim ve işe yaklaşım algılarında kademeli değişim yarattığı veya yaratabileceğidir.  

Yine uzun yılların veri ve gözlemlerine dayalı olarak, şantiyelerin kış aylarındaki dolunay dönemlerinde; çalışanların şikayetlerinde azalma olduğu, ama yine aynı dönemlerin yaz aylarında ise şikayetlerde çoğalma olduğu; uzun vadede bu durumun istikrarlı bir biçimde belirginleştiği görülmektedir. Ama bu durumun sadece kuzey yarım kürede bulunan şantiyelerin genel eğilimini yansıttığını özellikle belirtmek isterim.

Bu tarz verilerin iş kazalarına veya imalat hatalarına ya da diğer konulara nasıl yansıyabileceğini bilmek, özellikle büyük ölçekli şantiyelerde önemli katkılar sağlayacak ve bu aynı zamanda sınıflandırılmış bilginin denetim gücünü gösterecektir.

Bekleme Eylemi

Kişisel düşünceme göre kişiler arası ilişkileri düzenleyen yasalar, birçok olasılığı öngörerek yeryüzünde yazılmış en gerçekçi kaynakların başında gelir. Ama bir yasanın uygulanıp uygulanmama durumu, konumuzun dışında ve burada bizi ilgilendiren şey sadece içeriğinin amacıdır.

Bu nedenle bekleme eylemi özellikle iş kanunlarında güçlünün aleyhine düzenlenmiştir. Çünkü bu eylem, taraflar arasında her zaman ve tarih boyunca sorun oluşturmuştur…

Şantiyelerde de kişiler arasında ortaya çıkan sorun ve tartışmaların ya da güç gösterilerinin çok büyük bir kısmında, bekleme eylemine yüklenen anlamın son derece etkili olduğu görülmektedir.

Bu bekleme eyleminin şantiyelerde öylesine önemli bir yeri vardır ki, bu eyleme yaratılacak çözüm ve yapılanmalar; net bir biçimde şantiyelerde tanımakta zorlanacağımız iyileşmelere yol açacaktır. 

Nitekim şantiyelerde sıkça duyduğumuz “malzeme gelmedi-gelecek, malzemeyi göndermediler, seni meşgul etmek istemedim, bekleyemem iş aksıyor, iş beklemez” gibi söylem ve mazeretlerin büyük bir çoğunluğu, bu eylemin bir izlem yaklaşımına dönüştürülmüş olmasının sonucudur.

Türkün Çalışma Kültürü

Bir yandan bunlar yaşanırken diğer yandan da neredeyse her gün çalışmaktan söz ederiz ve bundan yakınırız, ama böyle çalışmaktan da vazgeçmeyiz.

Ziya Gökalp “Eski Türkler mesleğe yol derlerdi” diye yazar. Bu da Türklerin mesleği ve çalışmayı bir ilerleme aracı olarak gördüklerinin göstergesidir.

Mahmûd el-Kâşgarî Arapçadan dilimize geçmiş bayram sözcüğünü Dîvânu Lugâti’t-Turk’te: “Bayram günü sevinç günüdür; çünkü Türklerin Müslüman oluşu öncesince bayram bilmezlerdi ki adı olsun. Hem böyle bir şey olsaydı, bunu bütün Türkler bilirdi” biçiminde tanımlar.

Sadece bunlar bile çalışma kültürümüze ve yaşam biçimimize ışık tutmaya yeterlidir. İşte bu nedenle, şantiyelerdeki çalışma yöntemlerimizi anlamlandırırken binlerce yıllık çalışma geleneklerimizi ve alışkanlıklarımızı yok sayamayız. Ama uyuşmazlık durumunda, medeni kanunların bu kültürel kodu geçerli saymayacak olmasına da saygı duymalıyız.

Ayrıca hangi kültür olursa olsun; işçinin mesai saati bitmiş olsa bile, çamura saplanmış bir iş makinasını çıkarmak sabaha kadar sürecek olsa dahi, işçi o iş makinasını oradan kurtarmadan hiç dinlenmeye çekilir mi? İşte bu da etik değerlerle bağlantılıdır.

Eğer olaylara tarafsız bir gözle bakacak olursak, hem işveren hem de şantiye çalışanlarının karşılıklı olarak mağdur edilmemesi gerekir. Burada uygulanabilecek en yapıcı yöntem yine kuruluş içi kültürden geçmektedir. Ama bütün bunlar, kanun normlarına saygı duyularak gerçekleştirilmelidir. 

Örneğin bir sosyal medya hesabında hem kendi resmin olsun hem de olmasın! Eğer istediğin buysa, kendi karakalem resmini bir ressama çizdirmeye yönelmelisin.

Buna! İstekler ve beklentiler arasında düzeni dengede tutmak denir…

Yaratıcılığın Çıkış Noktası

Eğer insana ait kök davranışların ortaya koyabileceği sonuçlar öngörülürse, şantiyeler güçlü eller tarafından yönetilmiş olunacak ve bu gerçeğin bizzat kendisidir…

Önemlidir ki, bir şantiyede yaratıcılık derecesi ve parlak düşüncelerin hangi şantiye çalışanları tarafından sergilendiğinin bilinmesi gerekir. Sadece bunu bilmek bile, ileri zamandaki birçok insan davranışın neler olabileceğini öngörmekle eş değer konumdadır…

Açıkça bugüne kadar, bununla tek bir şantiyede karşılaştığımı söyleyebilirim. Bizzat işverenin ağzından duyduğum şey ise daha da ilginçti. Bu görüş ve yöntemi ona öneren kişinin, okuma yazması olmayan gezici bir tatlı satıcısının olduğudur.

Dedikodudaki Asalet

Hem ideolojik hem de yerleşik düzen anlayışıyla şantiyelerde yapıcı çözümler üretilemez! 

Yıkıcılık ve suç unsuru oluşturmaması koşuluyla, şantiyelerde dedikodu kavramına özel önem verilmelidir. Hatta bazen bu durum mizahsal olarak da desteklenmelidir. Dedikodu aynı zamanda güçlü bir iletişim aracıdır.

Bütün veri ve gözlemler, dedikodunun şantiyelerde var olan düzeninin korunmasına önemli katkılar sağladığını göstermektedir. Çünkü günümüz dünyasında, dedikodu gerçekliktir.

Her toplum ve her grupta olduğu gibi şantiyelerde de ilk defa karşılaşan kişiler, önemli bir oranda birbirlerinin kültürel yapılarını ve yaşam biçimlerini etkilemeye yönelirler. Nitekim kültürel asimilasyon politikaları da bununla ilişkilidir.

Zaman ve maliyetlerle yarışan şantiyelerde kişiler arası kaynaşmayı kolaylaştıracak ve devam ettirecek şeylerden biri olan dedikodu kavramının, dayançla yönetilmesi gerekir ve bu insan doğasında var ve bunu yok sayamayız.

Eğer bir şantiyede uygulanacak düzen tamamen işe ve kişiler arası etkileşimi azaltmaya yönelik olursa; taraflar birbirinin kültür, yaşam ve davranış biçimlerini değiştirmeye yönelik adım atabileceğinin her zaman hatırda olması gerekir.

Yer Çekimi ve Yeni Boyut

Son olarak da konuyu şu teknik ve teknolojik içerikle tamamlamak istiyorum:

David Passig, buluş olarak yeni bir boyutun ortaya çıkarılma olasılığının olduğunu ve yerçekimi kanununun da tekrar düzenlenebileceğinden söz etmektedir. Bunu inşaatta yardımcı güç olarak görülen yapay zekâdaki teknolojik gelişmelerle karşılaştırmak, pek dengi bir durum olmayabilir.

Ola ki bu buluşlar gerçekleşirse, var olan yaşam biçimlerimiz değişeceği gibi; inşaat yöntemleri ve kültürel evrilmenin de kökten değişikliğe uğrayacağını öngörmek hiç de us dışı olmayacaktır.

Daha önce neredeyse hiç ele alınmamış olan, inşaat kuruluşları ve şantiyelerdeki var olan insan kültürü ve algısı; araştırılarak sınıflandırılmalı ve veri olarak depolanmalıdır.

Özellikle yeni buluşlara bağlı ortaya çıkabilecek teknik ve teknolojik gelişmeler karşısında, depoladığımız bu verilerle biçim ve yöntemler oluşturabileceğiz.

Ülke olarak bir yandan inşaat alanında dünyada en önemli güçlerden biri olduğumuzu belirteceğiz, ama diğer yandan da hem teknik hem de neredeyse her şeyi biçimlendiren insan unsurunun bu iş kolunda araştırılmamış olması tutarsızlığından çıkılarak, bunun bir politikaya dönüştürülmesi gerektiğini düşünmekteyim. 

Öncesinden araştırılarak depolanmış verilerin kullanımı; günümüz dünyasında çılgınca bir güç verdiği gibi, yönetme keyif de verir.

Atıl durumdaki bilgi ve ekonomik bir parçanın ancak hurda değeri olacaktır.

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.