İnşaat Tedarik Dergisi

İnşaat – Yatırım – Proje – Ulaştırma – Mimarlık – Enerji – Maden

Biyofilik Tasarım : “Hasta Bina Sendromu”nu Önler mi?

Merve BOZBEY

Mimar

www.popularch.com

Hasta bina sendromu, bir bina sakinlerinin belirli bir tanımlanabilir nedeni olmaksızın bir takım spesifik olmayan semptomlara sahip olması durumunda ortaya çıkan bir durumdur. Çoğunlukla fiziksel nedenlere bağlı olmayıp: mide bulantısı; göz, burun ve boğazda tahriş; mental yorgunluk; baş ağrıları; cilt tahrişi; ve baş dönmesi en çok kendini gösteren semptomlarıdır.

Pandemi döneminden önce de sıklıkla görülen bu sendromun pandemi dönemi içerisinde rahat ve konforlu alanlarda çalışmaya başlanması ile bile birlikte ofislere dönüş yolculuğunda daha sık görüleceği beklenmektedir. Koronavirüs pandemisi hayatımızda yeni ihtiyaçlar ve önemli değişiklikler talep etti: ilişkilerde, işte, ve tüketim alışkanlıklarında. Nitekim çalışma alanları teması, postmodern çağda ilk kez insanların kendi özgürlüklerinin kısıtlandığını gördükleri tarihi bir anda gündeme geldi, korona karantinaları döneminde. Çoğu insan evden çalışmak zorunda kaldı ve karantinanın başlamasından bu yana çalışma alanlarının geleceği üzerine düşünmek kaçınılmaz hale geldi.

Manny Pantoja

Mimarlar ve tasarımcılar, esenliği, sağlığı ve duygusal rahatlığı teşvik eden önemli bir ilham kaynağı olarak ‘biyofili’ye yönelerek, geleceğe iyi ses getirecek ve çalışma refahını arttıracak tasarım çözümleri arıyor. Bir kişi tam bir rahatlama ortamı hayal ederse, akla gelen ilk görüntü, orman, dağ, deniz temalı, doğa ile çevrili bir yerdir. Nadiren bir ofis veya alışveriş merkezi bir rahatlık ve rahatlama kaynağı olarak hayal edilir. Yine de insanların çoğu zamanlarının neredeyse %80-90’ını kapalı mekanlarda, evlerinden işyerlerine gidip gelerek geçiriyor. Bu süreç ele alındığında Biyofilik tasarım çalışma alanlarındaki huzuru dengeleyebilir.

Bu sonuçlar ve insan doğasının etkilerinden sonra bir de tanımlara göz atalım:

Biyofili nedir?

En eski uygarlıklardan beri doğa, insanların doğal yaşam alanı olarak hizmet etti, barınak, yiyecek ve çareler sağladı. Modern günlere hızlı bir şekilde ilerleyen endüstriyel ve teknolojik devrimler, insanların doğa ile etkileşim biçimini yeniden şekillendirerek devraldı. ‘Biophilia’ terimi, eski Yunanca’da ‘canlıların sevgisi’ anlamına gelir (philia = sevgi / eğilim). Terim nispeten yeni gibi görünse ve giderek mimari ve iç tasarım alanlarında trend olmaya başlasa da, biyofili ilk olarak 1964’te psikolog Erich Fromm tarafından kullanılmış, daha sonra 1980’lerde biyolog Edward O Wilson tarafından kentleşmenin nasıl bir yeniliğe yol açtığını tespit ettiğinde popüler hale getirilmiştir.

Office Shogo Onodera + 2id Architects

Biyofilik tasarım nedir?

Biyofili’nin ardındaki ana ilke oldukça basittir: esenliği iyileştirmek için insanları doğayla birleştirmek. Tasarımcılar biyofili kavramını doğayı tasarımlarına entegre ederek biyofilik tasarım uygulamasını gündeme getirmişlerdir. Bu kavramın ana konsepti doğal dünyanın özelliklerini su, yeşillik, doğal ışık, ahşap ve taş gibi unsurlar gibi unsurları dahil ederek yapılı alanlara getirmektir. Düz çizgiler yerine botanik şekil ve formların kullanılması, örneğin ışık ve gölge arasında görsel bir ilişki kurmak da biyofilik tasarımların bir özelliğidir.

İş yerlerimizde neden biyofilik tasarıma ihtiyacımız var?

Her insan yaradılışı gereği doğa ile bağlantılıdır. Kişi sürekli ekran karşısında çalışıyorsa gözlerini düzenli olarak yeşil bir alana yönlendirmesi önerilir. Bitkileri ve doğal malzemeleri birleştirmek, çevreye görsel olarak katkıda bulunur ve çalışma alanı algısında olumlu bir değişiklik yaratır. Bilimsel analizler, bitki örtüsü ile tasarlanmış mekanlarda bulunmanın fiziksel ve psikolojik sağlık üzerindeki faydaları hakkında net veriler ortaya koyuyor: Exeter Üniversitesi’nden (AB) yapılan araştırmalar, doğa ile temas halinde olan çalışanların, kapalı mekanda sürekli çalışanlara göre %15 daha üretken ve motive olduklarını gösteriyor. The Global Impact of Biophilic Design in the Workplace adlı raporda; yeterli sayıda bitki bulunan bir odada bakteri kolonilerinin miktarının %60 oranında azaldığı; baş ağrılarının %24, göz tahrişinin ise %52 oranında azaldığı gözlemlendi.

Koichi Takada Architects Designs

Bir çalışanın günde ortalama 8-9 saatini bir ofiste oturarak geçirmesi, zamanla insan vücuduna zarar veren bir alışkanlıktır. Olumsuz etkiler şunları içerir: metabolizma hızlarının azalması, diyabet ve kalp hastalıkları riskinin artması, depresyon riskinin artması, bel ve boyun ağrısı. Son zamanlarda, mimarlar biyofilik tasarımları modern işyerlerine entegre ederek üretkenlik ve yaratıcılıkta artışa, mental ve fiziksel sağlık problemlerinde ise azalışa katkı sağlıyor. Başka bir deyişle, ofis ne kadar çok ofis hissi vermez veya bir ofis gibi görünmezse, sonuçlar o kadar iyi olur.

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.