İnşaat Tedarik Dergisi

İnşaat – Yatırım – Proje – Ulaştırma – Mimarlık – Enerji – Maden – Şantiye

Şantiyede Lüksün ve Gurbetin İki Yüzü

Vedat ÖZKAN

Yazar, Araştırmacı ve Öngörü Uzmanı

Birçok insanın şantiyelerde çalışmaya dair önyargıları vardır. Akla gelen ilk şeylerden biri, bu işin vasıfsız işçileri istihdam eden ve çalışma olanaklarından yoksun bir iş olarak algılanmasıdır.

Ancak, koşulları ne olursa olsun şantiyeler; birer özgürlük alanı ve bu sektörde işe başlayan çok kişi bir daha ayrılmak istemez.

İnşaat işlerinde çalışmak, diğer sektörlere oranla daha yüksek kazancı temsil eder. Bu da beraberinde toz, çamur ve konteynerlerin arasındaki zorlu ekosistemde kendine has “lüks” tanımı yaratır.

Şantiyecinin lüksü; plazaların platin kartlarında, beş yıldızlı otellerin açık büfelerinde ya da tasarım mobilyalı ofislerde aranmaz. Onun lüksü, yokluğun ve mücadelenin tam ortasında filizlenen, tamamen kendine özgü bir konfor anlayışıdır.

Ama bir başka lüks yaşam tarzı daha vardır. O da yüksek kazancın sonucu ya da aileden uzak gurbet yerde çoğu zaman evli veya bekar fark etmeksizin maddiyat ve eğlenceye dayalı aristokratik bir tüketim yaşam tarzıdır.

Biz burada bu iki tür lüksün nedenlerine ve sonuçlarına odaklanarak bolluk yeri olan şantiyelerdeki yaşamı ele almaya çalışacağız ve ağırlıklı olarak gurbette çalışan şantiyeciye odaklanacağız.

Konteyner Konforu ve Beş Yıldızlı Çay Keyfi

Bir şantiyecinin hayatındaki en lüks mekân, şantiye şefinin odası ya da ortak dinlenme alanı olan o meşhur prefabrik konteynerdir.

Bu yaşamın en büyük ritüeli ise şüphesiz “kaçak çay” veya ocakta sürekli kaynayan o demli çaydır. Yanında kırılan bir bisküvi, o an için dünyanın en prestijli restoranındaki gurme bir tatlıdan daha fazla haz verir.

Şantiyecinin lüks yönetimi, zaman planlamasındaki anlık zaferlerde gizlidir. Haftalarca süren yoğun bir hazırlığın ardından, kazasız belasız tamamlanan büyük bir beton dökümü sonrası gelen o ilk sessizlik, bir şantiyeci için huzurun zirvesidir.

“Telefonun çalmadığı, mikser seslerinin sustuğu ve telsizden ‘Şefim, sorun var!’ nidasının yükselmediği o yarım saatlik dilim, şantiyecinin krallığıdır.”

Bu yaşam tarzında lüksün diğer bir boyutu da giyim özgürlüğüdür. Üzerine tam oturan, şirket amblemli ama şantiyenin tozuyla “vaftiz edilmiş” bir iş botu, en pahalı rugan ayakkabıdan daha değerlidir.

Şantiyedeki lüksü anlamak için onun mikro kültüründeki bazı şu “altın detaylara” da bakmak gerekir:

  • Sıcak Su Mucizesi: Akşam koğuşa ya da eve dönüldüğünde, iş ayakkabılarını çıkarıp, ayakları ve vücudu sıcak suyla buluşturmak, bir şantiyeci için en üst düzey rahatlama aktivitesidir.
  • Menemen Protokolü: Pazar mesaisinde, şantiye mutfağında tüplü ocakta yapılan o bol acılı, ekmek banmalık menemen, hiçbir lüks otel kahvaltısının sunamayacağı bir aidiyet ve mutluluk hissi verir.
  • Kazasız Gün Sayacı: Tabeladaki “Biz … gündür kazasız çalışıyoruz” ibaresindeki rakamın büyümesi, bir şantiye yöneticisi için en büyük prestij ve lüks kaynağıdır.

Bu liste uzayıp gider ve şantiyecinin lüks yaşamı; maddiyattan arınmış, tamamen “bulunan anın tadını çıkarma” felsefesine dayalı minimalist bir aristokrasi ve neredeyse tüm şantiyeciler bundan haz alır.

Ama bazen öylesine bir anlayış vardır ki; bu mütevazi lüksün çok ötesinde yaşanmak istenen bir yaşam tarzı daha kendini gösterir ve şimdi biraz ayrıntılı olarak hiçbir şantiyeciyi rencide etmeden bu konuya değinmek yerinde olacaktır.

“Kimse Görmez” İllüzyonunun Gölgesinde Değişen Yaşamlar

İnsanı inşa eden, yalnızca kendi iradesi değil; aynı zamanda içinde bulunduğu çevre, aidiyet hissettiği topluluk ve onu denetleyen toplumsal mekanizmalardır.

Kişi, alıştığı sosyo-kültürel iklimden kopup yabancısı olduğu bir coğrafyaya adım attığında, ruhsal dünyasında da kırılmalar başlar. Bu kırılmanın en keskin yaşandığı alanlardan biri, ağır çalışma şartları ve izole yaşam tarzıyla bilinen şantiye ortamlarıdır.

Evinden, ailesinden ve tanıdık gözlerden uzakta, yani “gurbette” çalışan bir şantiyecinin psikolojisi; yalnızlık, yabancılaşma ve sahte bir özgürlük hissinin kesişim noktasında şekillenir.

Bu kesişimin doğurduğu en tehlikeli düşünce kalıbı ise şudur:

  • “Ne de olsa burada beni kimse görmez.”

İşte bu, şantiyecinin hem işe hem ailesine bakış açısını şekillendirerek zincirleme bir reaksiyon başlatır.

Gözden Uzak Olmanın Getirdiği Sahte Özgürlük

İnsan, doğası gereği toplumsal bir varlık ve yerleşik hayatında toplumsal mahalle baskısı, aile bağları ya da dini ve ahlaki değerler birer “otokontrol” mekanizması işlevi görür. Ancak şantiye hayatı, kişiyi bu koruyucu ve denetleyici çemberin dışına çıkartır.

Gün boyu tozun, toprağın ve ağır iş yükünün altında ezilen kişi, mesai bitiminde derin bir yalnızlıkla baş başa kalır.

Bu noktada “kimse görmez” mantığı devreye girer. Memleketinde ayıplanmaktan, dışlanmaktan ya da ailesinin güvenini sarsmaktan korkan kişi, gurbette görünmez olduğuna inanmaya başlar.

Bu görünmezlik hissi, kişiye ahlaki ve zaman zaman dini sorumluluklarından muaf olduğu yönünde sahte bir serbestlik algısı aşılar. “Burada yaşanan burada kalır” yanılgısı, bastırılmış dürtülerin ve merakların önündeki baraj kapaklarını açar.

Boşluktan Doğan Kaçış: Alkol, Eğlence ve Kadınlar

Şantiyelerdeki monotonluk ve tekdüzelik, bir süre sonra zihinsel bir kaçış arayışını tetikler.

Günlük stresin ve memleket hasretinin ağırlığı, masum eğlencelerle hafifletilemediğinde, kişi yönünü anlık haz merkezlerine çevirebilir.

Alkol tüketiminin sınırları aşması, bu kaçışın ilk basamağıdır. Alkol, sadece fiziksel bir rahatlama değil, aynı zamanda vicdani muhasebeyi ve dini hassasiyetleri uyuşturan bir araca dönüşür.

Alkolün getirdiği yapay cesaret ve gevşeme, kişiyi daha önce gitmediği eğlence mekanlarına ve gece hayatının girdabına sürükler. Memleketinde belki de yanından bile geçmeyeceği bir yaşam tarzı, gurbetin yarattığı o derin duygusal boşluğu doldurmak için bir sığınak ahlakına bürünür.

Bu süreçte kadınlarla kurulan günübirlik ve ticari ilişkiler, yalnızlığı bastırma çabasının hazcı bir tutumudur. Kişi kaybettiği aidiyet hissini ve sevgi ihtiyacını sanal dünyanın sunduğu arkadaşlık sitelerinde, geçici ve sahte sevgililer arayarak telafi etmeye çalışabilir.

Dijital ekranların arkasına gizlenen bu arayış, esasen gurbetteki adamın içsel yalnızlığının dışa vurumudur.

İşte tüm bunlar şirket yönetimleri tarafından bilindiği sürece ideal şantiye çalışanını seçmek için gereken bilgiye de sahip olunulacaktır.

Kimlik Erozyonu ve Lüksün Sonu

Bu dönüşümün en trajik boyutu ise bireyin kendi değerleriyle, özellikle de dindarlığıyla çatışması veya onu tamamen unutma olasılığının ortaya çıkmasıdır.

Memleketinde dini ibadetini yerine getiren, haram ve helal sınırlarına titizlikle uyan bir kişi, gurbetin yarattığı kuralsızlık ortamında yavaş yavaş çözülebilir.

Dini vecibeler önce ertelenir, ardından “şartlar böyle” denilerek meşrulaştırılır ve en nihayetinde tamamen hayatın dışına itilebilirler.

Dindarlığın unutulması, birdenbire gerçekleşen bir eylem değildir; adım adım, taviz taviz ilerleyen bir kimlik erozyonudur. İlk kadehle başlayan, bir defalık eğlence mekanına gitmekle devam eden bu süreç, zamanla kişinin karakterini tanınmaz hale getirir. Aynaya baktığında memlekette bıraktığı o “temiz ve dindar” insanı görememek, bireyde içten içe derin bir suçluluk duygusu uyandırsa da, alkolün ve eğlencenin sahte şifası bu suçluluğu bastırmak için tekrar tekrar tüketilir.

“Kimse görmüyor” düşüncesiyle kadına ve içkiye bulaşan birey, aslında en büyük yanılgıyı burada yaşar ve eninde sonunda şantiye tamamlandığında memleketine döndüğünde bu rahat ve lüks yaşamdan vazgeçmek zorunda kalacaktır.

Çünkü insan, mekân değiştirerek günahlarından ve vicdanından kaçamaz. Gurbette yaşanan ahlaki çözülme, sadece bir dönemin çılgınlığı olarak kalmaz; kişinin ruhunda, ailesinde ve inanç dünyasında tamiri imkânsız gedikler açar.

Her ne kadar tüm bunlar üzücü ve bizim onaylayabileceğimiz bir durum olmasa da, bunun dünyanın her yerindeki şantiye yaşamında sıkça rastlanan bir durum olduğu unutulmamalıdır.

***

Tüm inşaat işçilerine ve herkese sağlıklı bir yaz diliyorum.

Yazar Vedat ÖZKAN‘ın Önceki Yazıları

Şantiye İş Başvurularında Başarı Şansınız Nedir? Okumak İçin 



Şantiyelerin Vasıfsız Yöneticileri Okumak İçin




Şantiyelerde İtaatsizliğin Bedeli Okumak İçin

Şantiyelerde Hırsızlığın İncelikleri Okumak İçin 

Şantiyelerde Efsanevi Yaratık Hidra Okumak İçin 

Şantiyelerde Çobanlar ve Kasaplar Okumak İçin 
İşverenler Şantiyelerde Kendi Çalışanları Tarafından Nasıl Mağdur Ediliyor? Okumak İçin 
Şantiyelerde Eğitim ve Bilgi Ne Kadar Gerekli? Okumak İçin 

Şantiyelerde %10 Yedekli Çalışmak! Okumak İçin 

Afrika’daki Masun Yağışların Bilinmeyenleri! Okumak İçin 

Şantiyelerde Yaş Farkı Çatışmaları Okumak İçin 

İnşaat İşlerinde “Entrika” Okumak İçin 
Şantiye Tecrübesi Nedir? Okumak İçin 

Şantiyelerde Manipülasyon Okumak İçin 

Toplumsal Ayaklanmalarda Şantiye İşçisinin Oynayacağı Rol ve Etki Okumak İçin
Vietnam ve Filipinler’den İnşaat İşçisi mi Geliyor? Okumak İçin


Masonluk: İstanbul’daki Afrikalı Kardeşler Okumak İçin

İdeal Şantiye Kadrosu Okumak İçin
Brezilya’nın Afrika’daki Varlığı Okumak İçin
Angola’nın Çin Ziyareti ve Türkiye Angola’yı Neden Önemsemeli? Okumak İçin
Toplumsal Ayaklanmalarda Şantiye İşçisinin Oynayacağı Rol ve Etki Okumak İçin
Şantiyelerde İş Bulmak!… Okumak İçin
Şantiyelerde Etik & Ahlâk Okumak İçin
Şantiyelerde Din, Irk ve Cinsellik Okumak İçin
Şantiye Patolojisi Okumak İçin
Şantiyecinin El Kitabı Okumak İçin
Türkiye’nin Yurtdışı İnşaat Politikaları Okumak İçin
İdeal Şantiye Yönetimi Okumak İçin
Gerçek Yaşamdan Alıntı: İki Mühendisin Hikâyesi Okumak İçin
Şantiye İşçisi Okumak İçin
Şantiye Odaklı İnsan Kaynakları ve Liyakati Savunmanın Gereksizliği Üzerine Düşünceler Okumak İçin
İnsan Davranışlarının Şantiyelerde Keşfi Okumak İçin
İnşaatın İşverenini Bir de Böyle Değerlendirelim! Okumak İçin